Yazar Arşivi

ULML LogoDün 1 Mayıs’tı.  Sanatçı Burak Arıkan ve Engin Erdoğan, User Labor adındaki yeni web projelerini duyurdular.

Sadece altyapı sunan Web 2.0 servisleri için içeriği biz yaratıyoruz - peki karşılığında ne alıyoruz?

ULML yani User Labor Markup Language yeni bir XML standardı ve bizlerin bu web servislerinden yaptığımız iş karşılığı döküm isteyebileceğimiz bir format.

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. [...] Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Devamını Engin Erdoğan’ın Düğümküme‘ye yazdığı yazıda okuyabilirsiniz, projeyi ise userlabor.org‘da görebilirsiniz.

Paylaş 657 gösterim Tags: ,

22 Nisan 2008 Salı günü, Andreas Treske’nin Image, Time and Motion II adlı dersi için blogging üzerine bir seminer vereceğim. Uhm, bu çok ciddi oldu - oldukça gayriresmi olmasına gayret göstereceğim gerçi. Saat 13.40 gibi başlayacak ve Bilkent Üniversitesi’nde olacak. İçerik ve form olarak ise, bir miktar akademik, bir miktar etnografik olacak ve bir miktar da konular üzerinde serbestçe dolaşarak ilerleyeceğim bir sunum olacak - ama kesinlikle akademi süsü verilmiş performans dolu, pazarlama taktiği olarak blogging zırvası içermeyecek.

Gelmek isterseniz, iletişim formunu doldurup detaylı bilgi alabilirsiniz. Ah, bir de unutmadan, İngilizce olacağını da hatırlatmalıyım.

Ek: Blogging Seminar Handout (PDF)

Paylaş 622 gösterim Tags: ,

Bunu izlerken öyle eğlendim ki. Pek güzel yapmış her him yapmışsa. Ayrıca, evet, lounge bir metal türüdür.

Paylaş 619 gösterim Tags: ,

Böyle bir şey var.

Bir kısmı gereksiz nasıl dökümanları yayınlayarak trafik yaratmak amacında, diğer (ve bazen aynı) kısmı kitsch şiir ve her yerde zaten sürekli sirküle eden imajları yayınlayarak bloglarını doldurmakta.

Bloglar (~blogging), içerik üretmeyi kolaylaştıran ve ek olarak syndication sağlayan Geocities, Angelfire vs alternatifleri değildir. Big Bang’le başlayın.

Paylaş 695 gösterim Tags:

Rhizomes

Body without organs bölümü başındaki yumurtayı, bu rhizome bölümü başındaki çizim kadar sevmiyorum. Ne kadar güzel değil mi bu? Her neyse… Bir dersim için Deleuze ve Guattari’nin A Thousand Plateaus kitabındaki “November 28, 1947: How do you make yourself a body without organs” (ya da benim deyimimle, How to make yourself a body without organs in five steps) adlı bölümü bir arkadaşla sunacağız.

Kendi başımıza bu bölümü okuyup gerekli notları aldıktan sonra, bugün buluştuk ve yirmi sayfalık metni paragraf paragraf, cümle cümle, ve hatta sözcük sözcük okuduk. Yaklaşık yedi saat sürdü. Son zamanlarda çalışmaktan bu kadar yorulmamıştım. Anladım ki, (sürpriz sürpriz) yeterli çalışmıyormuşum ve daha çok çalışmam gerekiyormuş.

*: O kendini biliyor. :*

Paylaş 559 gösterim Tags: ,

Silgi

Yaklaşık üç yıl önceydi sanıyorum. Hava oldukça soğuktu ve gideceğimiz yer öncesinde vaktimiz vardı. Öncesinde bir şeyler içmek isteyip istemediğini sordum, evet dedi - beklemiyordum. Hava soğuk olduğundan ve o sırada Kızılay’da olduğumuzdan çok da alternatifimiz yoktu, bu yüzden kötü canlı Türkçe pop çalmaya çalışan gitarist bir çocuğun çaldığı bir bara girdik, bir şeyler içtik. Vakit yaklaşınca da otobüse binip Opera Sahnesi’ne doğru yol aldık. Biraz öylesine biraz da merak ettiğim(iz)den Guguk Kuşu‘nun (One Flew over the Cuckoo’s Nest) opera uyarlamasına gidecektik. Hava iyi olsaydı yürürdük herhalde. Otobüs kalabalıktı, ama sanırım biz oturuyorduk. Önlerden biri “arkadaşım ilerler misiniz!” gibi bir çıkışma yaptı. Tam dediği bu değildi, ama biraz kaba duyuldu sanırım. Arkalarda olan bir delikanlı ise “ne diyorsun lan sen” diyerek çıkıştı, bir başkası ise “artizlik yapıyor bebe” dedi. Biz de “hepiniz manyaksınız, ök’sünüz” dedik ve size doyum olmaz diyerek indik.

Bende, ondan hatıra kalabilecek, saklayabileceğim bir şey yoktu, o da biliyordu bunu.  Bu yüzden her zamanki komik ve tatlı tavrıyla, yeni aldığı üçlü silgi paketini açtı ve içinden bir tanesini bana verdi.  Ben de gülümseyerek aldım.  Dedi ki, “sınavlarında bunu kullan, şans getirsin. Ama sakın kaybetme. (gözlerini kısıp) Kaybederseeen…”

Ben de kaybetmedim bu silgiyi, sınavlarda kullandım.  Arkadaşlar sınavda silgiyi istediğinde “sakın kaybetme” dedim.  Sınav sonrası, silginin bir başkasında kalmamasına özen gösterdim ve yanımda olduğundan emin oldum.  Geçen sene lisansın son yılında, sınavların çoğunda bilgisayar kullanmaya başladığımdan (aslında sınavlar dışında silgiyle de işim olmaz, üstünü karalar yazmaya devam ederim) çok da kullanmadım.  Ama hep sakladım.  Birkaç ay önce odamda birkaç değişiklik yaptığımdan, kütüphanemin bir tanesini boşalttım tamamen.  Silgi de orada güvenli bir yerde duruyordu.  O sırada yeri değişen birçok şeyin nerede olduğunu bilmiyorum, ama bu silgiyi özenle bir kenara koydum.

silgi. isim. 1. Kalem veya daktiloyla yazılmış, çizilmiş şeyleri silmeye yarayan, birleşiminde kauçuk olan madde

Paylaş 1,048 gösterim Tags:

Umutlara ulaşamamak üzücü ya da önemli değil.  Asıl kötü olan, sabır ve heyecanla beklediğin şeye ulaştıktan sonra, ertesi gün uyandığında yaşamında bir şeylerin çok da değişmediğini fark etmek.

Boktan bir durum.

Paylaş 575 gösterim Tags: , ,

Geçen gün bir arkadaşla bir yerlerde oturup bir şeyler yiyip içtikten sonra yürümesi zevkli Tunus Caddesi’nde eve doğru yol almışken, 19-20 yaşlarında iki herif gördüm.  Kıro serseri değil de, emo serseri idiler görüntü itibariyle.  Önce, büyük ve siyah bir araçtan inen ve yabancı oldukları belli olan güzel kızlara kafa çevirip baktılar. Birisi o tarafa doğru gitmek istedi, diğeri kolundan tuttu ve ‘gel lan’ hamlesi yaptı.

Bir şey soracaklarını anladığımda kulaklığımı çıkarıp onlara doğru baktım ve aramızda şöyle bir diyalog gelişti:

Biri: Abi bu yakınlarda Telekom bayii var mı?
Ben: Telekom bayii derken?
Biri: Bildiğin Telekom bayii işte, telefon falan [inceden bir 'aptal mısın, bunun nesini anlamıyorsun' tavrı vardı burada]
Ben: [Saatime bakıp] Saat on buçuğa geliyor.
Biri: [Diğerine dönüp] Oha lan saat 10 olmuş [ve diğer şaşırma efektleri...]

Ne aldıklarını bilmiyorum ama kesinlikle alkollü değillerdi.  Belki saatlerin ileri alınmasına henüz alışmamış olmalarındandır diyeceğim ama zaten saat yediden önce de kararmıyordu ki hava son zamanlarda.  Belki de emo olmakla ilgili olan ve default gelen halleridir.

Paylaş 567 gösterim Tags: , ,

Eagle vs Shark

Üniversiteden arkadaşlarla bu filmi izledik geçen. Artık her hafta kendi seçtiğimiz bir filmi aramızda izliyoruz ve izliyor olacağız. Eagle vs Shark‘ın romantik komedi olduğunu duyduğumda açıkçası biraz düşkırıklığına uğramıştım, ancak izledikten sonra çok sevdiğimi belirtmeliyim. Bu film hakkında fazla yazmayacağım. Aşağıdan filmin fragmanını izleyebilirsiniz. Filmi de ayrıca çok tavsiye ederim.

I have two things to say.
One… I’m leaving tomorrow.
Two… That could change.

Paylaş 683 gösterim Tags: ,

Herkes de böyle midir, bilmiyorum. İlkokuldan sonra, yedi yılımı geçireceğim liseme girdiğimde, ben 11-12 yaşlarındayken, lise sondaki abiler ablalar çok büyük gelirlerdi. Zaten bu yüzden adları abi ve ablaydı. Ama konu şu ki, ben onların yaşına ve statüsüne geldiğimde aynı şeyi hissetmedim. Şimdi bakınca elbette 18 yaş küçük geliyor. 30 yaşında biri de benim yaşımı küçük bulacaktır ve kendisi benim yaşımdayken ne kadar çocukça şeyler yaptığını düşünecektir. Bazen kendime yaşımı hatırlatmam gerekiyor.

Geçen gün eve dönerken, dolmuşta hoş bir kadın gördüm ve ‘hmm’ diyerek bir iki defa baktım. Niye bilmiyorum, bir ara gözüm parmağına gitti ve alyansını gördüm. Ben mi büyüdüm, birkaç düşkırıklığından sonra ilgim kendimden büyük kadınlara mı kaydı bilemiyorum. Alyansının olmaması bir şeyi değiştirir miydi? Onun yanıtı da olumsuz, ama olsun.

Bu konuyu iki yaşıtım arkadaşıma açtım. Birisi dedi ki, kendisi de öyleymiş. Artık parmaklara bakıyormuş önce, hepsi de evli çıkıyormuş. Diğer arkadaşım da aynı şeyi söyledi. Daha ilginç olanı, benim çok şaşırarak anlattığım bu olaya, arkadaşın çok olağan bir şeymiş gibi sakince yanıt vermesi oldu.

Sanırım büyüdüm.

Paylaş 662 gösterim Tags: , ,

Close